http://sarmasikdusleri.blogspot.com/

Pazartesi, Ocak 26, 2009 - blogcu terk edildi.

http://sarmasikdusleri.blogspot.com/

 

artık buradayım.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Salı, Ağustos 2, 2008 - deli.




Kırık  çıkık 206 adet kemik  tartışmaya başladığım. Sayınca çok.

Kılcallar ve aort tüm bu cümbüşe sebep. yinede hastalık , kalpten başlıyor. Beyinde bitiyor, acısını gözler çekiyor.

ben kulaklarımı duymasınlar diye tıkamaya çalışırken, sağır kaldım.

Birkaç zaman zarfı  arıyorum öte diyarlarda, birkaç pul, üç beş para ve palavra . Sanırım bu yeter daniskadan bir mektup için. İçimde  yetiştiriyorum mürekkepleri ve olgunlaşınca onlar, geri döneceğim. Kendi gerime dönüp bakmadan geleceğim. Balıkçılları  ve ya martıları kıskanmadan, acıklı bir uçurtmanın kanatları gibi. Kanatları olmayan bir uçurtma acıklıdır. Acıklıdır aynı zamanda kanatları olmayan bir uçurum. En son ne vakit uçtuğumu hatırlayamıyorum. Tüm bunları adam gibi açıklayacağım mektubumda, derdim bu. Ama daniskadan, ama palavradan. Bol mübalağalı bir muharebe kahramanıyım göreceksin. Yalnızca oku. Sokul. Tut süksesinden. Tutsak et. Etçil  seçimlerin gibi. Elimde bir ok, çevirdiğin sayfaları vurmak için bekliyorum.

Sayıca çok keşkeler. Mahalle aralarında hayat kadınlarının koltuk altlarını yalarken ve bıyıklarını , hindi gibi kabaran deli delikanlılar olur ya, tabiri caizse kabadayıdır bunların dilimizce karşılığı. Tıpkı onlar gibiler. Tıpkı bir sürü ve bin türlü, kesme şekerlik başlarında, örümcek ağından fiyakalar silüetleri. Pişmiş kelle gibi sırıtan pişmanlıkları sevmiyorum. Sızdırıyor gözlerim. Sızlıyor aynı zamanda.

Çimenden parfüm sürsem yanaklarıma? Ses çıkar da kaçar mı ölü evinden? Şiddetli ve mazoşist yankılanıyor sessizlik. Yankılanıyorum. Yan yana ve yangından iç gıcıklayıcı , içten pazarlıklı aynalarda öpücük atan bir surat gördüm ekinoksu sabit, ağlıyordu gecesi ve gülen sabahı. Güz gibiydi o  yüz. O yüz son gibiydi, ecel gibi bir son. Filmlerdeki mutlu sonları hiç tanımadım. Tanışmaya çalıştığım toprak.

Tanrı’m, sen beni topraktan yarattın. Toprak ağlar mı? Ağları balıkçıların ağlarından mıdır, suda kaybolur, erir. Belirgin bir son bekliyorum ben çünkü. Erimemeli. Delirmeli. Delilerin günlükleri gibi bir son. Gündelik  kostümleri gibi. Ünlemleri fazla ve ters olan, hipnoz ve girdap sonlar. Sonraları değil önceleri hatırlanan .Bağıran kadınlardan, ayak bileklerine baktığımda göreyim platonik gökyüzünü.

 

Yorum (36) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazar, August 31, 2008 - lades

Kategori: Satanica


Yüzüme serilen sensiz o kronik terapilerden bir cehennem,boş elim cenneti ararken boşlukta,yüzüme serpilen sen ve öylesine sereserpe bir çığlık atar.atıp tutar kimsesiz,gözbebeksiz gözlerimi...adım geçer -sokak insanları ansiklopedisi-nde.sosyalizmin külleri topuğu kırılmış ayaklarıma dolanırken sessiz ve jiletsiz kan gölü saçlarım.damar ve nöron çalan bir organ mafyası dövmesiyim aynadan yansımış.ölüm ve ölümsüzlük kıldan,kirpikten,damardan ince bir harpla ayrılırken,ayrılık çok yakınmış.matematiksel olarak ispatlanmış yüzümün metrekaresine düşen ağlama: Çok! her DNA karışıktır.her insan farklıdır.hiç insan aynıdır.nedensizliğim bundan ibaret ve ne yalnızlığından şüphe etmek ne aşağı ne yukarı bir ibret.sadece ruh hastası bir gülümseme omurgalarına zarar verebilir.sarılmak için açılmışiki kolun vücudunun başsız/kellesiz olduğunu anlamak ve onu kucaklamamak mıdır ruhun kaptığı hastalık?yoksa aşk falan mıdır?ve dirilip duran rezil bir zombidir aşk.kuraldışı sinir kıyımı!kusursuz,imkansız ladese girdik.-sonu yok-(?)

Yorum (25) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Salı, August 26, 2008 - Loose lips,sunk ships ...

Denizin yüzeyine hiç kıpırdamaksızın sırt üstü uzanmak güzel.

 

Gökyüzü hiç fark etmediğiniz kadar bilge görünüyor. (büyük us gökkubbe!) sonsuzluk huzur verici. O anda ‘’köpekbalığı geliyor kaç!’’ diyen biri olsa abartısız tepkim ‘’Jaws bokumu yesin’’ olur. bir de başımı arkaya doğru eğip tepetaklak oluyorum bakıyorum ben, sanki gökyüzüyle deniz arasında atmosfer yokmuş gibi görünüyor. seviyorum bu tabloyu… böyle bir erkek bulursam aşık olacağım ona, şiirler öyküler yazacağım… Şaraplar? Mumlar? Kumsal? gökyüzü gece olsun ama...

 

Denizin kıyısına sırt üstü uzanıp suyun bedenine dokunup kaçması güzel.

 

Dalgaların kıyıya vurduğunda ve akabinde çekildiğinde çıkardığı o ‘’fısss… fısss…’’ sesini ne zaman duysam tüm trajedilerimi terk ediyorum. başka bir zamanda başka bir dünyada uyanmışım gibi. deniz kabuklarıyla saçlarımı süsleyen, Hindistan cevizi sunan deniz kızları/erkekleri var mesela… kakaolu süt getiriyorlar… tenim mis gibi cocostar kokuyor. lise binamın duvarına sırtımı yaslayıp, kırmızı converslerime ve yamuk kravatıma bakarak iç geçirdiğim zamanlarda, pembe kulaklıklarımdan kulağıma akan sert müziklerin aksine hafif bir müzik çalıyor. Brayn Adams? Sting? Bono belki… Robbie Williams’dan ‘Sexed Up’’ olsun. deniz yıldızları, yengeçler dans ediyor… istiridyeler istakozlara kur yapıyor. ahtapotlar yan yana. Jaws beni dansa kaldırıyor…

 

Kumun üzerine bağdaş kurup denizin ve gökyüzünün sanki ayrılmaz iki sevgiliymiş gibi

1 göründüğü ufuk çizgisine bakmak güzel.

Rüzgarın yüzümle ve saçlarımla oynaşması güzel.

 

Eğer bir gün bir kitap yazarsam ve içinde bir aşifte olacaksa adı ‘Rüzgar’ olsun derdim. Güzel ve cüretkar. bir görünüp bir kaybolan rüzgar.

‘’sana sevgilim desem Rüzgar? Olmaz mı?’’ kendimle konuşuyorum bir akşam üstü, yalnız başıma otururken sahilde... bir şeyler mırıldanırken… Limiti yok huzurun. kalkıyorum ve elbisemin ıslanmasına aldırmadan kapaklarıma dek giriyorum suya.

 

1 damla hüzün batmazken kalbime,

Yine de borç bildim denize,

Birkaç gözyaşı da ben bırakıyorum.

 

 

 

Yorum (30) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Salı, August 19, 2008 - Yaratık'a MektuP.

Acıyla burkuldu belleğim, yatak çarşaflarda iz dolu bayat lekeler raksta. Rakı sofrası duvardaki rutubet… Havada bir korku, tırsak adıyla ürpermiş küçük rahimler. Ben şurdayım, buradayım. Kenara düşmüşüm. Dizimden kan damlıyor, sevgili Yaratığım! Histerik ağlıyor kan. Krizantem olsun yeni kutsalımın adı, ısrar ediyorum özlesin beni tüm cisimler.

 

Nietzsche, Freud, Kafka, Nilgün Marmara, Bukowski, Vasconcelos … İsimler?

 

Hangi mağra burası ? Plüton? Jüpiter? Neptün?

 

Kefen mi jartiyerin adı?

 

Yazık ki sona kalan dona kalır, Yaratığım! Yarasa dolu karın boşluğum, hepsi hepsine aşık. Ben hiçlerdenim. Zehirli mi o krizantem? Israr etmiştim zemberek olsun… ben arkada kaldım hep, bilemedim. Kimse seslenmedi bana. İsmim yok benim. Yont beni, Yaratığım! Seçici-geçirgen özelliğim bu benim, çamaşır ipinde göz kapaklarım. Gökyüzü yine oval bugün. Nehir akıyor akciğerlerimde. Krizantemlerim bizden çocuk. Gerisin geriye sığmıyor kemik iliğim.

Dizimden kan damlıyor, sevgili Yaratığım!

Birkaç mevsim geçmiş ben gelirken…

 Hiçbir şey aynı değil mi?

 

Nerde mutsuz krizantemlerim?

 

Söyle bana Yaratığım!

 

Nereye koymuşlar beni?

Yorum (32) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, August 18, 2008 - bir Çam bir Çınar Çıkar iÇinden...

soyunduğunda,
bir çam bir çınar çıkar içinden,ıpıslak.

ayak baş parmağımdan başlıyor tren istasyonum.Raylar var,yüzüme yüzüme bağıran.Kalbim 4 tane nal,toynak.Kalbim koşuyor,koşuyor.Rüzgar çekiyor saçlarımı.Acıtıyor ama...Ağlıyorum ama...Uçaklar,yapraklarım.Ve üniformalı pilotlar her biri uçuç böceği...Hepsi uçup gidiyor Şakaklarımdan! Turuncu elbisemin uçuşuyor etekleri...Ama ağlıyor...Ağlıyor ama...

soyunduğunda,
bir çam bir çınar çıkar içinden,soğuk.

zemin kırmızı.kanım kırmızı.zemin kanımdan.Aynalarla dolu bir rüya bu,neye baksam kendimi görüyorum.Çeşitli kavimlerden oluşuyorum ben ve çeşitli kemiklerden.Tek görebildiğim mutasyona uğramış tüfekler ve sesler.Yalnızım çok.Dön geri uçuç pilotlarım!
Yoksa özleminden iplerimi kemiriyorum...

soyunduğunda,
bir çam bir çınar çıkar içinden.Üzgün.

Yorum (19) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, August 18, 2008 - Çıqlıklarım sevgilim. Çıqlıklarım civit mavisi benim.

Soluğumun dikişleri patlamış görmeyeli.

Ah kara girdap! Ah kara atlı prens… Benim saçlarımın gökleri turkuaz. Gözlerin bir çift kuyuysa derinlik daha mı az? Eklentili yap-bozlar bizim mahrem mezarlarımız. Ah kına elimdeki! Ah ter elimdeki… Sevgilim, civit mavisinde benim.

Sevgilim, uçurumdan yokuş aşağı atlıkarınca.

Çığlık çığlığa buradaki gökler, çimenler, solungaçlarım…

Çığlıklarım, sevgilim.

Çığlıklarım, civit mavisi benim.

Kardiyak bir piç benim hastalığım, sol tarafım yatkın kaosa.

Sol yerim yangın.

Ah cadde boyu kan kadını! Ah o rüzgar tepesi yırtık… Travmaların kahkahaları olduğunu hissettim ve çok deli. Kayıp tüm düşkünler, kayıpsızım. kayıtsız. Kayıtlara geçmiyor lanet adım bir türlü. Bir türlü adam olmuyor uluyan içim.

Bir türlü yola gelmiyor dargın içim. Tüm okyanusu tehdit eden bir salgın saçlarım…

Kirpik köklerim bitişik dinamitler. Yolu uzun uzay ve yerçekimsiz ölümüm!

Gel sev beni parmak uçlarımdan… Karakollarım boğazımda düğüm.

Ah kararsız tahterevalli!

Ah mor ötesi rüzgar… Her şey kulaklarımdan sağır…

Yorum (21) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Salı, August 12, 2008 - ey,oksijenler azotlar!

çan dolu kulaklarım,can dolu üzengim,örsüm.yaşanmaz bu vücutla,yaşanmaz bu gökle! kırmızı pazartesilerim...cumalarım...günlerim.kırmızı denizlerde en dipteki o mercanlar,gözmümü kamaştıran,gözkapaklarımı alan o karanlık olmasın bu kadar kankaranlık.ismim kazara konmuş bombardıman esnasında,geri dönüşü olmayan bir yarayım.ben gecenin garez evladı mıyım?kıkırdaktan,cinsiyetsiz kar taneleri mi benim gecem?kaburgalarımdaki ten izleri,yanık.bu kadar ihtişamlı olmasın atlas avuçlarım,biraz takılacağım sadece bu yol üzerinde,çeşitli geometrik şekillerde...daha sonra gömün beni!benim kalbim beyin tümöründen,benim organlarım soykırıma kapılmış.Gözümü kamaştıran,etime asılan o derinlik nerede?mercanlar vardı kemik iliğimde,virüslü hepsi.

kar yağıyor üzerime.duymuyor musun?
duymuyor musun çığın düşen sesini?

gırtlağımdan gelen türevler var,bunlar...bunlar benim seslerim.bunlar sanki ana çığlıkları,çocuğunu çıplakken düşür(t)müşler.yaşanmaz bu piramitten düşlerle,
yaşanmaz ulan!çoktan nar kırmızısı bu ruhsuz ruh hali...

Ey,oksijenler azotlar!
sizi içime aldığım sürece ayakları var bu duvarın!
geliyor üzerime üzerime...

Yorum (17) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, August 11, 2008 - show must go on'muş,çocuk.

ejderha dolu sırtımın biçimsiz ortasında,
o kartal kanatlı dinazorların,
sırıtıyor ve göze batıyoruz.sıkışık! ve kaçıyoruz puslara doğru,kemiksiz,hücresiz...

hedef:Atlamak.
ve atlamak hedef.

tutkum,dokumdan başlıyor.arta kalanlarla beslenen organizmalar,bekletiyorum sizleri.
ex acılarım kestirme Polyannalarmış,çocuk! kolsuz,kalçasız ve hatırasız.
akasya kadınların bıyıkları olurmuş ve saltanat biçerlermiş ömürlerine,
ölülerine kaftan dikerlerken...

hedef:Atlamak
ve atlamak hedef.

kabuk örücülere sattı kendini orospu yaralarım,derisizim çocuk!
adrenalin kumdan kalelerin başında.başıbozuk soğuktan kar bekliyoruz...
çiviyle haç arasına kendini koymuş bir İsa'ya bile şahit oldum ben.
raptiyeler sarıktı ve sarılıktı gördüm.
bir tek şeytanın yavrusu mu okşar saçlarımı? mest...

yalnız mıyım çocuk?

kucağımı bıraktığın an açılır kapılar.
binlerce ayna olur milyonlarca yıldız.hepsi bir tek bizi gösteririr.
göğsümde yıkım var!
çorabım kaçmış kırmızı ağzıma kadar.
tam iki kez.
ve tam iki kez! ölemedim ben çocuk,inemedim kucağından.
çıldırmak üzereyim,inliyor plazma!
 
hedef der:Atlamak
ve atlamak der:hedef!

                                         
                                     Çak bi beşlik Tanrı'm!

uzay çöker ve kanyak akar kalbime,ısınır içim,sıcacık olur.

Yorum (19) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Perşembe, August 7, 2008 - Sinekkız'ndan bi'öykü

 

‘’ben suçsuzum!’’

Bağırıyorum ve yüzüne fırlatıyorum iskambillerimi.bütün kağıtlar yüzünde patlıyor.yanıyor gözbebeklerin..oh olsun sana,James! Sen beni hiç hak etmedin ki…

İki iblis giriyor içeri.kollarımın beni soymasına engel olamıyorum.sonra...sonra bir kumaş parçası uzatıyorlar bana.ama çirkin.

‘’ bu nedir?’’ diyorum.

‘’gömlek’’ diye yarım ağızla cevaplıyor iblislerden biri.

‘’giy artık gömleğini’’diyor James,çıplak durmamdan hoşlanmıyor iblislerin önünde,’’üşüteceksin…’’hala beni düşünüyor,aptal çocuk…yelkenlerim suya ha indi ha inecek.oysa ne çok kızmıştım James’e.Abarttım biraz sanırım,alt tarafı öldürdü beni.ya şimdi? Şimdide ağlıyor…ah James! Ah be adam…

‘’tamam tamam’’diyorum bıkkınlıkla ‘’affettim seni James.ağlama artık.’’ama durmuyor.daha da çok ağlıyor.o kadar çok ağlıyor ki,odanın tabanında su birikmeye başlamış bile…

‘’içini boşalt pek madem,rahatlarsın ha’’ diyorum,ayaklarımı ıslatan sudan hoşlanmasamda,anlayış kraliçesi olmaya çalışarak.bir yandan da gömleği giyiyorum.o çirkin şeyi giymezdim başka zaman olsa ama üşümeye başlıyorum.James’in gözyaşları çok soğukmuş…gülüyorum zoraki birazda,’’sanki ben değil sen öldün James! Bu ne hal,buz kesmişsin!’’ iblisler gülüyor.içerisi tiz ve çirkin gülüşmelerin yankılarıyla doluyor.

‘’ee ben giydim bu göleği.bu kadar mı?’’

İblisler tekrar gülüyor.yine aynı çirkin,tiz yankılar…titriyorum.hırsımdan James’e patlıyorum yine.

‘’kes şunu,James!ağlama artık…’’ oda suyla doluyor iyiden iyiye,diz kapaklarıma kadar çıkıyor buz gibi su.James durmuyor ama ağlıyor ve ağlıyor ve ağlıyor ve ağlıyor…sıkılıyorum feci.

‘’sevgilim ağlamasana! Boğulucaz bu gidişle! Hem bak…ah!’’lafımı bitiremeden kaburgalarımda keskin bir sancı hissediyorum,bir anlık nefesim kesiliyor.üzerimdeki göleğin yılan gibi davranıyor! Gövdemde sürünüyor ve gittikçe daha çok sıkıyor.su belime dek çıkıyor.

‘’Tanrım! James okyanus ağlıyorsun…yardım et de çıkarayım şunu! Lanet gömlek sıkıyor..’’

‘’…’’

‘’james! Hay aksi gömlek!’’

‘’…’’

‘’james!’’ gördüğüm şey karşısında çığlık atıyorum,James in beni öldürürken kalbime batırdığı bıçak,James’in gözlerinden akıyor yaşlarla birlikte! Kanıyor ya da.

Su göğsüme kadar çıkıyor.

İblisler gülüyor…tepem attı!

‘’kesin gülmeyi sizde iblisler!’’sonrada dalga geçiyorum kendi çapımda,’’bir ibnelik var sizde pehh’’ gülmeyi kesiyorlar.

‘’bir el atın da çıkarayım şunu,JAMES!’’ james’i göremiyorum artık,suyun altında kalıyor.

su boynuma dek çıkıyor ve yükselmeye devam ediyor.gömlek daha da çok sıkıyor.

Acıyla bağırıyorum,gömlek kemiklerimi unufak ediyor.canım feci yanıyordu.

‘’sen öldün’’ diyor iblislerden biri,gıcık gıcık.

‘’ee nolmuş?!’’ diyorum ters ters.

Omuz silkiyor ‘’cehennemdesin…’’ diyor.acıyla kıvranıyorum,suyun üstünde kalmaya çalıştıkça canım daha da çok yanıyor.

‘’neden bahsediyosun? Oranın alevlerle dolu 666.666 derece bi yer olması gerekmiyor mu?!!’’ artık güçlükle soluk alıyorum ve yuttuğum sulardan dolayı öksüyorum.acı dayanılmaz bir hal alıyor.

‘’hayır ya..herkesin cehennemi farkılıdır tabii..’’ diyor iblis ukala ukala.

‘’ama bakın!’’ diyorum zorla ‘’bir hata olmalı ben bu kadar günahkar biri değilim!’’

İblis,cebinden küçük bir not defteri çıkarıyor ve okuyor.

‘’yazık…06.06.06 tarihinde,James adlı kişinin tüm günahlarını üzerine alabileceğini söylemiş,senin için ölürüm falan zırvaamışsın.’’

‘’ama..ama…Allah kahretsin!’’ gözlerim kararıyor,soğugun binlerce kılıç olup,her hücreme saplandığını hissediyorum…vücudum tamamiyle suya batmıştı.

 

6 hafta,6 saat sonra…ayın 6 sı.

‘’yeni eviniz hayırlı olsun.’’

‘’saolun…içim rahat değil gerçi,bir süre idare edeceğim artık.nolmuştu burada?’’

‘’genç bir kız ölmüş.ceseti bulunduğunda şişmiş ve yosunlarla kaplanmış..’’

‘’nasıl olur 4 duvar arasında?’’

‘’kimsenin aklı almadı ki,James.’’

‘’pekala görüşürüz sonra..’’

‘’görüşürüz James’’


Yorum (30) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kategoriler

Arkadaşlarım

animanga
oqann
yagmurunruyasi