gizem not

Pazartesi, Ocak 26, 2009 - blogcu terk edildi.

http://sarmasikdusleri.blogspot.com/

 

artık buradayım.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Aralık 12, 2008 - I'm onLy happy when it rains.

Kategori: Satanica
ölümüm yaşadığım yılların iyelik eki olacak, ne yazıktır ki.

hor ve hoyrat olarak,ellerime geri yıkılacaktır otopsilenmiş aşık ruhun.

geri dönecektir kör olmanın kanun sayıldığı b.ktan haber bültenlerinden çekilip,

bana geri gelecektir bakışların elbet. Elbette sevecektir...


Bir mevsimde... Bir gece...

bir ceset bulunur, Tanrının parçalarından. Kimse dua bırakmaz arkasından.

''arkama bakmadan öldüm ben zaten, var mı bir problem?!''

Öyleyse artık tüm günahları işleyebilirim,evet!

Çünkü, en korkak anında paçalarından damlası süzülen sidik kadar pis
ve biraz da yavşaktır yalnızlık.

çünkü siner kalbine, kokar...

sırf Tanrının biraz sadist olduğunu düşündüğüm için, düşünceleri sömürge seçilmiş bir sıfatsız olarak, söylüyorum -bir de utanmadan-

suratımdakiler yara değil,periler tükürdü bana.

sol göğsümden bulaşan  kan değil, bir çocuk ağladı orada.

Ben özgür olamam gerçekten! Ben yolumu seçtim diyorum,
kendine beden arayan bir komanın, kesik parmak uçlarını öpen eskimiş bir jilet olacağım...

taa ki, o benim kanamalı,körelmiş bıçağım oluncaya kadar.

Söyle şimdi bana bir insanla nasıl bir ömür paylaşırım bende ömür kalmamışken?

tutkulu kadavralar,korunmadan körebe oynarlar.Maksat çoğalmaktır.
maksat biraz dil,dudak eksiltmektir.

benim aşık olmamda bir tekil ihtimal var.

kanımca,yanilgimdir.

Yenilgim,kendimi sömürüken biraz anka kuşuna dönmem.

Anka kuşları gibi yanarım bir sigaranın koynunda sonra da küfür ederim olanca deli gücümle,
çokca rujlu ağzımla, küllerime...

Artık tüm günahları işleyebilirim güneş yarılıncaya kadar,evet!
Yorum (28) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazar, Aralık 7, 2008 - Run baby, run

Kategori: Satanica

Her şeyin sonunu görebilme şansı veriliyor.

Her türlü zikir seçeneği sunuluyor. İnsanlığın sonu yalnızca bir düşünce balonu. Bir prizma. Bir ‘B’ planı…

 

Doğum esnasında annelerini kaybeden bebeklerin oksijen çığlıklarını duymamak için, yaşlı bir adamın akvaryum balığını öylece ters dönmüş ve şişmiş gördüğü andaki trajik  ağlamasını duymamak için, aptalca bir aşk şarkısının sözlerini ezberlememek için.Bir batakhane dolusu sağır olmak için.Benim,bir B planının parçası olamamak için  saklanabileceğim bir düz duvara ihtiyacım var. Bir koltuk altına. Bir ense köküne. Penceresi olmayan bir vücuda ihtiyacım var. Rüzgarın, hatta rüzgar bile değil, fırtınanın pencere camlarının aralık yerinden içime sızıp beni üşütmemesi lazım. Benim üşümemem lazım.

 

Çünkü,

Ben artık üşümüyorum.

Ben artık gökyüzüne bakmıyorum.

Ben artık düşünmüyorum.

 

Artık düşmüyorum.

 

Bulvar kenarlarında, beyin kıvrımlarında, vücut boğumlarında, sabahları görmek için çırpınan topuklu ayakkabıların ve yırtık çorapların, bir parça yalnızca, küçük bir parça ruj lekesinden haz almamak için, insanlığın sonuna şahit olmamak için.Şahitlik yapmayı sevmiyorum.Masalların sonunda kahramanların zanlı çıkması gibi bir trajedi bu çünkü. Artık var olanları yok saymakla başlamak gerekiyor yok olmaya.Yok etmeye. Küçük sokak çocuklarının saymayı parmaklarını kaybederek öğrenmesi,extasy etkisi bırakıyor.Kalp atışları duruyor..Tükenme biçimden biçime girebilir, şekil değiştirebilir. Korkmamak gerekiyor.

 

Korkarsam, biliyorum ki taht dağılır. Kral çıplak ölür.

Gökyüzü dökülür ellerime. Sevgi silinir nefesimden. Sahaf parçaları arasında ölü yatmakta ürkünç bir kitabın yırtık sayfaları.

 

Suyun yüzeyinde, şişmiş ve ters dönmüş bir akvaryum balığı olsaydım, benim için ağlayacakların bir sayısı yok. Tıpkı saymayı asla öğrenemeyecek parmaksız yetimler gibi, portatif vajina arayışları içinde kaybolmuş bir piç gibi kaldığında, kör olmak için bir prizmaya ihtiyacın var. Penceresiz, fırtınasız, düşüncesiz…

Yorum (29) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Kasım 7, 2008 - açık mektup:

bloglarımla ilgilenemediğim için özürdilerim.
anlayışınızı umuyorum.

(hayır,yazmayı bırakmadım yani)

bana ulaşmak isterseniz:

gizemnot@gmail.com'a e-mail gönderebilirsiniz.

(msn:uykusuzkalem@hotmail.com)

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba, Ekim 8, 2008 - bak...biraz sonra...belki...ve biz seveceğiz birbirimizi.

...


bak
bir kar tanesi yüzümde,yanağımda.
biraz sonra
onlardan biri olacağım
belki
bensiz,bedensiz kalacaksın.
ve biz
biraz daha fazla seveceğiz birbirimizi


bir takım insanlar var,uzaya dokunuyor.
dokundukça büyüyor gözleri.
saçları havalanıyor, tıpkı bir balon gibi.
tıpkı biraz acı biraz şakımak.
şakaklarda biriken kan toplanması ayinleri.
ve bir tavır,
kadınlar fazla çakmak.
adamlar kadınsı sinekkaydılarda.
eflatun bir dudak ve konuşmak.
kırık bir kalp bırakmış yerini rüzgara.
ondan geriye,
yalnızca boşluk var şimdilerde.
ve bir korkuluk.


eldivenli elleri ne nazik.
ne beyaz.
herşey ama hepsi çok karmaşık şimdilerde.
şimdilerde çok karmaşa var.
Bir militan ne için öldüğünü bilmeden bir yağmur damlasında boğuluyor.
boğuluyor, bu az buz değil.
boğulmak bir marifetse,
ya denizler sevgili değil midir?


kendimin katili benim.
baltayı bileklerime dokunduruyorum.
amaç: acı çekmek
amaç: acı vermek.
amaç amaçsızlığa inat saçmalamakta...


ürkünç
ürkünç ve saygısız bakışlar bunlar.
ürkünç
ürkünç ve bilmeden tanımak dünyayı.


ormansız adamlar var düşlerimde,
ormansız bebekler çok yetim.
oldukça esirgeme.
ben o bebeklerden biri miyim?


bir zincir.
seni asıyorlarsa,ip yerine zincir isteyeceksin.
bırak ağlasınlar arkandan.
teselliye gerek yok, zaman yok.
boynum üşüyor,şalımı uzat.


bak
bir kar tanesi yüzümde,yanağımda.
biraz sonra
bende onlardan biri olacağım.
belki
bensiz,bedensiz kalacaksın.
ve biz
daha çok seveceğiz birbirimizi.


Yorum (25) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Eylül 26, 2008 - ...

Kategori: Satanica

sen bir yok olma biçimisin.Evresiz.

karmakarışık hayatlarda, yeşilçam filimlerindeki sahnelerden çok uzak,karnında bebeğiyle yakılmış bir anne gibiyim.İnsan ve insanlar...Bir et parçası,bir kaç kemik,yığınca yalan.Şekilsiz.Sen belki yarın ki gece,alelade mevsim.Sigaramın saf nikotini...
Ama tatsız...Ama acı...
Ama bir nevi kötü adam olma hevesi gibi.
bir tür kumarsın.Hilekar oyuncu fanatiği.
Elimi görüp zarları tutan.
söz vermek yalana inanacağına.
son bir can çekişme,iddiasız çabalamak.
ateşin içinde,binlerce fahrenaytlık
donma sendromu.inadına yüreğimi çapalamak.

sen karnımdaki kesiklerin en derini.sevgisiz.

tanrı aniden almışta canımı bilmezmişim öldüğümü gibi...soyut bir yüzsün yüzümde ifadesiz.intihar mektubunu imzalerken elin titrerde,imla hataları büyür...alelacele,hislerinle.hırsla sarfedilmiş bir ömürçalan gibi.yarım kalmış ecel vakti.belki bir büyük denizin büyük dalgalarında,farklı türden canlılarız.sanki avıyız birbirimizin.bir besin zinciriyiz.bir yaşam sistemiyiz.muhtacız birbirimizin etine.sığınağıyız vücutlarımızın.sen benim son sağ kalan yanımsın.
yeni doğmuş bir bebek,ilk nefeslerim ciğerlerimde...

sen bitişik ve bileşikten ten izleri belimdeki.
belki bir kanser hücresi.

hücrelerimde bir delirme isteği,seçeneksiz.bir cinnet hali kimsesiz.kaybedilmeyi bekleyen bir ruh,sahipsiz.duyuyorum beni çağırıyorlar...bir tür kıyamet vakti.kar taneleri,kan tanelerim ve birbirinden şekilsiz!
E eşittir em ce kare, sevgilim!
ya da iki artı iki dörttür,sabit.
sen olmadan bir cinayete seferber olma biçimiyim.biz hayvanın evrimleşmiş hali,eksik kalmış aklı.
sonumuz bu dünyada olacak.üremeyeceğiz.yeminliyiz.
yalnızlık kırgın gibi...
Sen bir beyaz ışığın kırılmış 7 rengisin!
bir bitirme tutkunu.
yabancıyım kulaklarıma,gözlerime...bu saçmalıklar çıldırtacak bizi.alacak aklımızı.alacaklar...

sen bir yaşama anısın benim için.saniyelik.

birparazit var kalbimde,taşıyıcı hastayım artık.
umursamaz bir mikroorganizma.kararsız ve sırılsıklam bir anatomi profili.savunmasız bir ölüm şekli belki.
makyajı seyircilerinin önünde akmış bir palyaçonun,
acı çeken bakışları gibiyiz,bize bak!
bana bak!
halime bak!
kıyafetsiz bir soytarıyım,sirksiz,kelimesiz.

sev beni.
burdayım.
sildikçe bulaşan bir ruj lekesiyim yakanda,kıpkırmızı.
kan gibi.aşk gibi.haykırış gibi.
bana tutun.
saçlarıma tutun.
boynuma tutun,sımsıkı.

sen bir aktör yerde,rol gereği ölmemiş.
rol gereği gitmemiş.
sen bir uçurumsun gittikçe genişleyen.
bir ihtimalsiz günün daha sonu...

burdayım...

ben burdayım...

bana tutun...

sımsıkı...

sev beni.

Yorum (39) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Eylül 12, 2008 - Ayrıyız.Gör bak...

sanki yüzünden bir martı uçuverdi,
öyle bembeyaz
sanki bir çarpışma oldu,birden bire ölüvermişim misal.
beni öylece sen buldun,
hatta sen vurdun say.
sanki bir gecesin öyle karanlık öyle derin.
sanki bir adım atsam,pas tutacak ellerim...
bir daha hiç yağmur yağmayacak,
güneş batmayacak,
belki dünya duracak...
bir kadının gözleri kapanacak kızını doğururken,
ve başka bir yerde, başka bir uykuda,
annesi kızının gözlerine kendi çekecek mirini...
bu öyle bir biçimdir ki,
derimize atlaslar boyanacak sevgisizlik adına,
kin tutmaya çalışacak hiç yere gövdelerimiz.
ve yine akacak gözlerimiz, ayrı anlarda ayrı Niagaralar gibi
çok içecekler gözyaşlarımızı
bu kez şarap gibi değil belki,
ama rakı gibi.
sen olmadan, bir daha ayılamayacağım sanki.
ve Su gibi.
ağlamazsak susuz kalacak vücutlarımız anlık kuruyacak,
ve biz,
 tan çiğsini yememiş yapraklar gibi öleceğiz.
sen yaralarıma ağlarken,
 en derin yarayı çizdin göğüslerime.
ismine yürek demişler.
benimki çok ürkek,sebepsiz ve biçimsiz.
Vakitsiz okudun aklımı ve vakitsizce sevdin beni,
Alçak!
biz bir takım gezegenler,
yörüngene karışsam patlayacak dünya.
Burda,şuanda ve daha sonraları...
Ayrıyız bundan böyle.
Bundan böyle lanet olsun her haddime.
Öylece bir ten karmaşası,
Öylece bir karagöz oyunu oynadık karşılıklı,
Dert etme, bu sondu artık.
Artık şairler ölecek gözlerimde.
Gör bak,
yavaş yavaş kaybolacak bu zan.
Aklanacak her tel saçım.




Yorum (53) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Salı, Eylül 2, 2008 - deli.




Kırık  çıkık 206 adet kemik  tartışmaya başladığım. Sayınca çok.

Kılcallar ve aort tüm bu cümbüşe sebep. yinede hastalık , kalpten başlıyor. Beyinde bitiyor, acısını gözler çekiyor.

ben kulaklarımı duymasınlar diye tıkamaya çalışırken, sağır kaldım.

Birkaç zaman zarfı  arıyorum öte diyarlarda, birkaç pul, üç beş para ve palavra . Sanırım bu yeter daniskadan bir mektup için. İçimde  yetiştiriyorum mürekkepleri ve olgunlaşınca onlar, geri döneceğim. Kendi gerime dönüp bakmadan geleceğim. Balıkçılları  ve ya martıları kıskanmadan, acıklı bir uçurtmanın kanatları gibi. Kanatları olmayan bir uçurtma acıklıdır. Acıklıdır aynı zamanda kanatları olmayan bir uçurum. En son ne vakit uçtuğumu hatırlayamıyorum. Tüm bunları adam gibi açıklayacağım mektubumda, derdim bu. Ama daniskadan, ama palavradan. Bol mübalağalı bir muharebe kahramanıyım göreceksin. Yalnızca oku. Sokul. Tut süksesinden. Tutsak et. Etçil  seçimlerin gibi. Elimde bir ok, çevirdiğin sayfaları vurmak için bekliyorum.

Sayıca çok keşkeler. Mahalle aralarında hayat kadınlarının koltuk altlarını yalarken ve bıyıklarını , hindi gibi kabaran deli delikanlılar olur ya, tabiri caizse kabadayıdır bunların dilimizce karşılığı. Tıpkı onlar gibiler. Tıpkı bir sürü ve bin türlü, kesme şekerlik başlarında, örümcek ağından fiyakalar silüetleri. Pişmiş kelle gibi sırıtan pişmanlıkları sevmiyorum. Sızdırıyor gözlerim. Sızlıyor aynı zamanda.

Çimenden parfüm sürsem yanaklarıma? Ses çıkar da kaçar mı ölü evinden? Şiddetli ve mazoşist yankılanıyor sessizlik. Yankılanıyorum. Yan yana ve yangından iç gıcıklayıcı , içten pazarlıklı aynalarda öpücük atan bir surat gördüm ekinoksu sabit, ağlıyordu gecesi ve gülen sabahı. Güz gibiydi o  yüz. O yüz son gibiydi, ecel gibi bir son. Filmlerdeki mutlu sonları hiç tanımadım. Tanışmaya çalıştığım toprak.

Tanrı’m, sen beni topraktan yarattın. Toprak ağlar mı? Ağları balıkçıların ağlarından mıdır, suda kaybolur, erir. Belirgin bir son bekliyorum ben çünkü. Erimemeli. Delirmeli. Delilerin günlükleri gibi bir son. Gündelik  kostümleri gibi. Ünlemleri fazla ve ters olan, hipnoz ve girdap sonlar. Sonraları değil önceleri hatırlanan .Bağıran kadınlardan, ayak bileklerine baktığımda göreyim platonik gökyüzünü.

 

Yorum (36) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazar, Ağustos 31, 2008 - lades

Kategori: Satanica


Yüzüme serilen sensiz o kronik terapilerden bir cehennem,boş elim cenneti ararken boşlukta,yüzüme serpilen sen ve öylesine sereserpe bir çığlık atar.atıp tutar kimsesiz,gözbebeksiz gözlerimi...adım geçer -sokak insanları ansiklopedisi-nde.sosyalizmin külleri topuğu kırılmış ayaklarıma dolanırken sessiz ve jiletsiz kan gölü saçlarım.damar ve nöron çalan bir organ mafyası dövmesiyim aynadan yansımış.ölüm ve ölümsüzlük kıldan,kirpikten,damardan ince bir harpla ayrılırken,ayrılık çok yakınmış.matematiksel olarak ispatlanmış yüzümün metrekaresine düşen ağlama: Çok! her DNA karışıktır.her insan farklıdır.hiç insan aynıdır.nedensizliğim bundan ibaret ve ne yalnızlığından şüphe etmek ne aşağı ne yukarı bir ibret.sadece ruh hastası bir gülümseme omurgalarına zarar verebilir.sarılmak için açılmışiki kolun vücudunun başsız/kellesiz olduğunu anlamak ve onu kucaklamamak mıdır ruhun kaptığı hastalık?yoksa aşk falan mıdır?ve dirilip duran rezil bir zombidir aşk.kuraldışı sinir kıyımı!kusursuz,imkansız ladese girdik.-sonu yok-(?)

Yorum (25) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Salı, Ağustos 26, 2008 - Loose lips,sunk ships ...

Denizin yüzeyine hiç kıpırdamaksızın sırt üstü uzanmak güzel.

 

Gökyüzü hiç fark etmediğiniz kadar bilge görünüyor. (büyük us gökkubbe!) sonsuzluk huzur verici. O anda ‘’köpekbalığı geliyor kaç!’’ diyen biri olsa abartısız tepkim ‘’Jaws bokumu yesin’’ olur. bir de başımı arkaya doğru eğip tepetaklak oluyorum bakıyorum ben, sanki gökyüzüyle deniz arasında atmosfer yokmuş gibi görünüyor. seviyorum bu tabloyu… böyle bir erkek bulursam aşık olacağım ona, şiirler öyküler yazacağım… Şaraplar? Mumlar? Kumsal? gökyüzü gece olsun ama...

 

Denizin kıyısına sırt üstü uzanıp suyun bedenine dokunup kaçması güzel.

 

Dalgaların kıyıya vurduğunda ve akabinde çekildiğinde çıkardığı o ‘’fısss… fısss…’’ sesini ne zaman duysam tüm trajedilerimi terk ediyorum. başka bir zamanda başka bir dünyada uyanmışım gibi. deniz kabuklarıyla saçlarımı süsleyen, Hindistan cevizi sunan deniz kızları/erkekleri var mesela… kakaolu süt getiriyorlar… tenim mis gibi cocostar kokuyor. lise binamın duvarına sırtımı yaslayıp, kırmızı converslerime ve yamuk kravatıma bakarak iç geçirdiğim zamanlarda, pembe kulaklıklarımdan kulağıma akan sert müziklerin aksine hafif bir müzik çalıyor. Brayn Adams? Sting? Bono belki… Robbie Williams’dan ‘Sexed Up’’ olsun. deniz yıldızları, yengeçler dans ediyor… istiridyeler istakozlara kur yapıyor. ahtapotlar yan yana. Jaws beni dansa kaldırıyor…

 

Kumun üzerine bağdaş kurup denizin ve gökyüzünün sanki ayrılmaz iki sevgiliymiş gibi

1 göründüğü ufuk çizgisine bakmak güzel.

Rüzgarın yüzümle ve saçlarımla oynaşması güzel.

 

Eğer bir gün bir kitap yazarsam ve içinde bir aşifte olacaksa adı ‘Rüzgar’ olsun derdim. Güzel ve cüretkar. bir görünüp bir kaybolan rüzgar.

‘’sana sevgilim desem Rüzgar? Olmaz mı?’’ kendimle konuşuyorum bir akşam üstü, yalnız başıma otururken sahilde... bir şeyler mırıldanırken… Limiti yok huzurun. kalkıyorum ve elbisemin ıslanmasına aldırmadan kapaklarıma dek giriyorum suya.

 

1 damla hüzün batmazken kalbime,

Yine de borç bildim denize,

Birkaç gözyaşı da ben bırakıyorum.

 

 

 

Yorum (30) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Gizem Not

e-posta:gizemnot@gmail.com

<%vıdı vıdı%>

aa kimler varmış burda? .

yagmurunruyasi
dengesizler
animaNga
oqann
ixirr
solcularbirligi
sosyalizm
yoldas
solbirlik